Yeniçağa Gölü Kuş Havzası (21/08/2007) İş Hayatının Henüz Başında İki Genç.... Ümit YILMAZYILDIRIM Yeni bir otomasyon projesi için Zonguldak'a geçmek için yola çıktım. Tam bir yaz havasında otobanda seyrettim. Esasında aklımda yoktu ama otobandan ayrılıp Düzce'ye sapmadım her zaman yaptığım gibi. Zonguldak'a gitmek için hep Düzce'den Akçakoca'ya dağ yolu üzerinden ilerler, muhteşem dağ manzarasını bir süre izlemek, nefes almak için tepede mola verirdim. Hatta bazen çektiğim fotoğraflara baktığımda hep aynı yerde farklı zamanlarda (dört mevsim) fotoğraf çekmiş olduğumu bile fark ettim. Otobandan devam etmeye o an karar verdikten sonra YeniÇağa'ya kadar etrafı izleyerek ilerledim. Yeniçağa üzerinden Çaycuma/Devrek yönüne oradan da kömür diyarı Zonguldak'a geçmeyi düşünmüştüm. Ancak ilçenin merkezine yaklaşınca bir göl tabelası gördüm. Tabii birden fotoğraf sevdam depreşti ve göl istikametine yöneldim. Gölün karşı yönü genelde çıplak kayalardan oluşsa da bulunduğum alan yeşil denebilecek güzellikte idi. Hatta sol tarafımda iki yanında sıralanmış ağaçların bulunduğu yol bana doğduğum yerlerde ki yolları anımsattı birden. sonra yüksekçe bir ağaç kulübe dikkatimi çekti. Yani en azından ben bir kulübe olduğunu sanmıştım. Oysaki daha önce hiç görmediğim güzellikte ki bu ağaç mekanın göl ve kuşların izlendiği manzara sevdalılarının (birazda liseli aşıkların) uğrak yeri bir kafeterya olduğunu öğrendim. Müthiş bir fırsat yakaladığımı düşünüp kameramın pillerini kontrol ederken hızlı adımlarla gözetleme alanına çıktım. Çıkarken bir büfe gözüme ilişmişti ama açıkçası pek oralı olmamıştım. Hemen gölün tüm güzelliğini, ismini şimdi hatırlayamadığım çeşitlilikteki kuşların görüntüsünü kadrajıma sığdırmaya başlamıştım bile. Onlarca poz aldıktan sonra ahşap oturaklara oturduğumda fark etmiştim liseli gençleri. Dikkatle beni izlediğini ancak fark edebilmiştim gözetleme kulesini işleten henüz 15-16 yaşlarındaki genci. Bir isteğim olup olmadığını sorunca taze bir çay içmek istediğimi söyledim şaşkınlıkla. Onda bendeki şaşkınlık izinden pek eser yoktu. Şaşırmıştım çünkü buranın bir kafeterya olarak işletildiğini o an anlamıştım. Güzel bir fikir gibi geldi bana. Bir çok göl, deniz, orman, dağ manzarası için seyahat etmiştim ama pek azında büfe/kafeterya gibi bir alanın satışa açık olduğunu görmüştüm. Çayımı içerken sohbet ettim Serkan ve Kadir ile.(Kadir Serkan'ın çalışma arkadaşı) İki arkadaş bakıyorlarmış gün boyu buraya. Bazen de işletme sahibi gelirmiş. Çoğunlukla daha yoğun olduğu günlerde yada gün batımı saatlerinde. Evet ben gün batımını bekleyemedim ama gün batımını da fotoğraflamayı çok isterdim doğrusu. Serkan ve Kadir'e bu genç yaşta ailelerine katkıda bulundukları için, güler yüzleri ile severek yaptıkları işlerine gösterdikleri hassasiyetleri için teşekkür edip (Gazeteci olmadığımı da anlattım. Bir çok gazeteci ve fotoğrafçı burayı fotoğraflayıp hafta sonu eklerinde yazılar yazmışlar.) son bir kaç poz daha alıp yoluma devam ettim. Zonguldak'a vardığımda çok geç kalmış sayılmazdım. Bir önceki gelişimde henüz yeşil olan ve yenecek durumda olmayan eriklerin şimdilerde ise ağaçta kalmadığına üzüldüğüm kadar sonrasında projeyi alamadığımıza da üzüldüm :( Ama bana çok hoş bir seyahat anısı olarak kalacak bir gündü bu. Serkan ve Kadir'i ise aklıma geldikçe takdir etmekten kendimi alamıyorum...
Seyahat Fotoğraflarım İçin Aşağıdaki Numaraları Tıklayınız...